20 Ocak 2011 Perşembe

Kanuni: Muhteşem Hayatın Yalnız Sonu...

Osmanlı İmparatorluğu ne zaman zirvedeydi diye sorulduğunda, herkesin tereddüt etmeden verdiği cevap, Kanuni Sultan Süleyman dönemidir. Babası Yavuz Sultan Selim'den ağzına kadar dolu bir hazine alan ve tahtta geçirdiği sürenin neredeyse dörtte birini at sırtında savaşlarda tüketen Kanuni, Fatih Sultan Mehmed'in fetihler ve kanunnâmelerle kurumsallaştırdığı, II. Bayezid'in nisbeten frene bastığı ama sonra babası Yavuz Sultan Selim ile şaha kalkan bir devleti, olması gereken büyüklükte yönetmiş ve 16. yüzyılda sadece kendi ülkesinin değil, dünya tarihine damgasını vurmuştur. Babasının kendisine bıraktığı 6.5 milyon metrekarelik ülke, 1520 yılında tahta geçtiği tarihten hayata gözlerini yumduğu 1566 tarihine kadar 15 milyon metrekareye ulaşmıştır.

Kanuni: şehzadelik döneminde...

Kanuni'nin olanca haşmetine ve iktidarının gücüne rağmen, parlak başlayan ve pırıltılarla devam eden hayatı, son dönemlerinde kendisi için ızdırab dolu günleri getirmiş ve devletin birliğini koruma adına başvurduğu kimi sert yöntemler, kalbinde derin yaralar açmıştır. Henüz daha şehzadelik döneminde, Mahidevran Sultan'dan doğan oğlu Mustafa, Kanuni'nin saltanatının sonlarına doğru, muhtemelen Hürrem Sultan'ın tezgâhladığı bir oyun sonucu, 1553 yılında boğularak öldürülmüştür. Dedesi Yavuz ve babası Süleyman gibi, cengâver bir insan olan Şehzade Mustafa, kendisini son derece iyi yetiştirmiş, hem ahalinin hem de askerlerin gözbebeği bir isimdir. Öldürüldüğünde 38 yaşında, olgunluk dönemindedir. Öldüğünde 7 yaşında bir oğlu vardır; Şehzade Mehmed. Annesinin olacakları hissederek kaçırmasıyla hayatlarını kurtarırlar. Ancak sıradan bir insan gibi gidip yerleştiği Bursa'da bir süre sonra gerçek ortaya çıkar ve rivayete göre saraydan gelen bostancılar, "Padişahımız oğlu için çok üzüldü, hatasını anladı. Şimdi küçük şehzadeyi yanında himaye ederek saltanata hazırlayacak" diyerek kadıncağızın elinden alırlar ve hemen oracıkta boğarak öldürürler. Ağabeyi Mustafa'nın öldürülmesi, Kanuni'nin Hürrem Sultan'dan olan küçük oğlu Şehzade Cihangir'i derinden etkilemiş, ortopedik özürlü olan şehzade, üzüntüsünden hastalanarak birkaç ay sonra hayata gözlerini yummuştur.

Hürrem Sultan

Kanuni peşpeşe iki oğlunu kaybettiğinde geride tahtın iki varisi kalmıştır. Her ikisi de Hürrem Sultan'dan doğan Şehzade Selim (1524) ve Şehzade Bayezid (1525). Her ikisi de annelerinin yönlendirmesiyle birbirleriyle didişmezler. Ancak Hürrem Sultan 1558'de ölünce, iki kardeş arasında gömülmüş savaş baltaları ortaya çıkarılır ve başdöndücü bir rekabet yaşanmaya başlar. Her iki şehzade de etrafında adam toplamaya başlayınca, Kanuni devreye girer ve Kütahya'daki Bayezid'i Amasya'ya ve Selim'i de Konya'ya gönderir. Babasının bu talimatına rağmen Bayezid tayin yerine gitmemek üzere direnir. Ancak babasının kendisine bulunduğu vaatler ve verdiği sözler üzerine Amasya'ya gider.

Aceleci bir karaktere sahip olan Bayezid, Amasya'da olduğu sürede babasının verdiği sözleri tutmasını bekler. Kanuni ise aceleci davranmamakta, sözlerini ağırdan almaktadır. Bunun üzerine öfkelenen Bayezid, babasına ağır bir mektup yazmış ve "padişah olan yalan mı söyler?!" diyerek bir nevi hakaret etmiştir. Babasına saygısızlık yapan ve asker toplamaya devam eden Bayezid'i sonunda defterden silen Kanuni, üzerine oğlu Selim'i gönderir. İki şehzadenin ordusunun Konya yakınlarındaki çarpışmasında Bayezid'in toplama ordusu başarısız olur ve Şehzade Amasya'ya kaçar. Bu arada affı için babasına aracılar gönderir ama isteği reddedilir. Bunun üzerine haremini de yanına alarak İran'a, Osmanlı'nın en büyük düşmanlarından biri olarak görülen Şah Tahmasb'a iltica eder. Burada ziyadesiyle iltifat görmekle birlikte, Kanuni ve Selim ayrı ayrı heyetler göndererek Şehzade'yi Şah'tan isterler. Uzunca bir süre direnen şah, sonunda vaat edilen 1 milyon 200 bin altın ve Kanuni'den sonraki tahtın tek adayı olan Selim'in saldırmazlık ahitnâmesi vaadiyle şehzade ve evlatlarını heyete verir. Beş Bostancı'nın boğazlarına geçirdiği ilmiklerle Şehzade Bayezid ve 3 oğlu öldürülür. Cenazeler Sivas'a getirilir ve orada defnedilir. Ancak bu mezarlar daha sonra bir şekilde ortadan kalkmıştır.

II. Selim

Önce büyük oğlu Mustafa'yı, hemen ardından Cihangir'i, akabinde Hürrem'i kaybeden Kanuni, karısının ölümünden 3 yıl sonra ikinci kez bir oğul katili olarak dramların en büyüklerinden birini yaşamıştır. Süreçte akıllı ve itaatkâr davranan Selim, böylece tahtın tek vârisi olmuş, ancak bunun için 5 sene babasının ölmesini beklemek zorunda kalmıştır. Kimi tarihçiler, Selim'in zevk ve sefa düşkünlüğünü sonradan öğrenen Kanuni'nin, Bayezid'i katlettirmekle büyük pişmanlık duyduğunu yazmışlardır.

Bayezid ve Kanuni'nin
şiir ile mektuplaşması
Şehzade Bayezid, babasının kendisini defterden silmesinden sonra gönderdiği mektupta şu meşhur şiiri kaleme almıştır:
Ey ser-a-ser âleme Sultan Süleymanum baba
Tende cânum cânumun içinde cânânum baba
Bâyezidine kıyar mısun benüm cânum baba
Bî-günâham Hak bilür devletlü sultânum baba
Enbiyâ ser-defteri ya'ni ki Adem hakkıçün
Hem dahi Mûsi ile İsi-i Meryem hakkıçün
Kâinâtun serveri ol Rûh-ı A'zam hakkıçün
Bi-günâham Hak bilür devletlü sultânum baba
Sanki Mecnûnam dağlar başı oldı durak
Ayrılup bi'l-cümle mâl ü mülkden düşdüm ırak
Dökerem göz yaşını vâ-hasretâ dâd el-firak
Bî-günâham Hak bilür devletlü sultanum baba
Kim sana arz eyleye hâlim eyâ şâh-ı kerîm
Anadan kardaşlarımdan ayrılup kaldum yetîm
Yok benüm bir zerre isyânum sana Hakdur alîm
Bi-günâham Hak bilür devletlü sultanum baba
Bir nice masumun olduğun şehâ bilmez misün
Anların kanına girmekden hazer kılmaz mısun
Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısun
Bî-günâham Hak bilür devletlü sultanum baba
Hak Taâlâ kim cihanun şâhı itmişdür seni
Öldürüp ben kulunı güldürme şâhum düşmeni
Gözlerüm nurı oğullarumdan ayırma beni
Bî günâham Hak bilür devletlü sultanum baba
Tutalum iki elüm başdan başa kanda ola
Bu meseldür söylenür kim kul günâh itse nola
Bâyezid'ün suçını bağışla kıyma bu kula
Bî-günâham Hak bilür devletlü sultanum baba

Bu mektuba, oğlu gibi kudretli bir şair olan Kanuni şu şekilde cevap verir:
Ey dem-a-dem mazhar-ı tugyân u isyânum oğul
Takmayan boynına hergiz tavk-ı fermânum oğul
Ben kıyar mıydum sana ey Bâyezid hânum oğul
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul

Enbiyâ vü evliyâ ervâh-ı a'zam hakkıçün
Nûh ü İbrahim ü Mûsi İbn-i Meryem hakkıçün
Hatm-ı âsâr-ı nübüvvet Fahr-ı Âlem hakkıçün
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul

Adem adın itmeyen Mecnûna sahralar durak
Kurb-ı tâatdan kaçanlar dâima düşer ırak
Tan degüldür dir isen vâ hasretâ dâd el-firak
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul

Neş'et-i Hakdur nübüvvet râm olan olur kerîm
"Lâtekul üf" kavlini inkâr iden kalur yetîm
Tâata isyâna alîmdür Hudâvend-i Kerîm
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânım oğul

Rahm u şefkat zîb-i îmân olduğın bilmez misün
Yâ dem-i masûmı dökmekden hazer kılmaz mısun
Abdi âzâd ile Hak dergâhına varmaz mısun
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul

Hak reâyâ-yı muti'e râi itmişdür beni
İsterem mağlûb idem agnama zib-i düşmeni
Hâşâlillah öldürürsem bî-güneh nâgâh seni
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul

Tutalum iki elüm başdan başa kanda ola
Çünki istiğfâr idersün biz de afv itsek nola
Bâyezidüm suçını bağışlaram gelsen yola
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul
Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin
Bayezid Fetvası
Osmanlı'da atılan her adım için fetva icap ettiği için, Kanuni güvendiği Şeyhülislam Ebussuud Efendi'ye müracaat etmiş ve Bayezid aleyhine hükmü eline almıştır. İşte orjinal ifadeleriyle fetvalar:
Mes'ele: Bir sultan-ı âdilin ebnâsından biri, tâ'atten hurûc edip, ba'zı kılâ'a müstevlî olup, ehline mal salıp cebr ile alıp, asker cem' edip gayri tarîk ile ref'i mümkin olmayıp kıtâle mübâşeret eyleseler; anların kıtâlleri ve sınıp cem'iyetleri dağılıncaya değin kıtâlleri şer'an helâl olur mu?
Elcevab: Helâldir, nass-ı Kur'ân-i azîm ile sâbit olmuştur. Hükm-i şer'îdir ve icmâ'-i sahabe-i kirâm dahi anın üzerinedir. Kıtâle kâdir olanlar kıtâlle, olmayanlar kelâm-ı hak ile du'â-i hayırla, ref'i fitne ve fesâda sa'y etmek vâcibtir. Vallâhu te'âlâ a'lem ve ahkem.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder